2 Ağustos 2008 Cumartesi

AHDE VEFA


AHDE VEFA

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :- Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :
- Söyledikleri doğru mu diye sorar.
Suçlanan genç der ki :
- Evet doğru.
Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:
- - Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi. Hz Ömer:
- Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
- Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:
- Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der.
Hz. Ömer der ki:
- Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:
- Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:
- Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:
- Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki:
- Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:
- Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:
- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?
Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan):
- 'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:
- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:
- Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki:
- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.
Bu sözün üzerine Hz Ömer:
- Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:
- MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESINIZ DİYE…

1 Ağustos 2008 Cuma

İmtihanlar Diyarında SABIR ve DUA ile Yürümek


















Dünya…
Türlü çilelerle insan neslinin sınandığı en zorlu mekan…
Belki de ona imtihanlar diyarı demeliyiz. Çünkü burada yaşanan musibet ve belalar, muson yağmurları kadar etkili olur. Bazen öyle yağar ki etraf sele döner; hem de her önüne geleni götürecek kadar azgın bir sele…
Dedik ya; burası imtihanlar diyarı. Herkes farklı şekillerde imtihan oluyor. Her ademin farklı çilesi var bu diyarda. Kimi açlık, kimi korku, kimi malı veya canıyla sınanıyor. Rabbimiz bu gerçeği;
"Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz"[1]
diye teyit etmektedir. Hele hele Mü'min iseniz, yani inandığınızı iddia ediyorsanız bu musibetler size öz anneden kardeş gibidirler. Yanınızdan asla ayrılmaz, sizinle uyur sizinle uyanırlar. Çünkü Mü'min olmak, diğer bir ifadeyle cennete talip olmak türlü sıkıntı ve çileyi peşinen kabullenmek anlamına gelir. Çünkü;
Allah müminlerin,canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almış [2] ve buyurmuştur ki;"İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece 'iman ettik' demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar"[3]
O nedenle Müslüman çile adamıdır. An gelir ezilir an gelir üzülür, fakat asla ümitsizliğe kapılmaz, asla yılgınlık göstermez, mücadelecilik ruhundan asla ödün vermez.Peki musibet ve bela yağmurlarının oluşturduğu o büyük sel baskınından korunmak mümkün değil mi?
Mümkün elbette…
Yanınızda her ihtimale karşı bir adet sabır simidiyle bir parça dua kemendi bulunduruyorsanız telaşlanıp korkmayın, zira yırttınız demektir. Sevgili Peygamberimiz öyle buyuruyor:
Sabır ile dua müminin ne güzel silahıdır.[4]
"Ya Allah!" deyip tutunun sabrın kollarına, ardından fırlatın dua kemendini selamet ikliminin kıyısına, sonra yönelin Cenab-ı Zülcelal'e bütün içtenliğinizle. Bakın nasıl da yeniden doğmuş gibi ferahlayacaksınız. İç dünyanızda nasıl da bayram şarkıları yankılanacak.
Bırakın musibetler başınızdan aşağı doğru yağmaya devam etsin. Bırakın alem, ateş topu olup peşinize takılsın. Hiçbiri sizi eskisi gibi etkileyemez! Ateşin zarar veremediği İbrahim Peygamber kadar güvendesiniz artık. Çünkü Siz Sabûr olan Hak Teâla'ya güvenip sabrettiniz, O'na yönelip yalvardınız.
Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir. [5] O sabredenleri sever. [6]
Eğer yanınızda sabır simidiyle dua kemendi taşıma gibi bir alışkanlığınız yoksa ve Hakk'a olan güveniniz pamuk ipliğine bağlıysa, o zaman akıntının savurduğu yöne doğru sürüklenmeye hazır olun.
Siz sürüklenirken iç dünyanızda anaforlar oluşur; tıpkı okyanuslardaki gibi, büyük ve ölümcül… Boğuluyorum zannedersiniz kendinizi. Ruhunuz daralır, benziniz solar, bakışlarınız sabitleşir. Artık maneviyat ikliminize, şimdilerin bunalım dediği ruh hali çöreklenmiştir. Bitkin dudaklarınızdan son bir gayretle imdat çığlıkları yükselir:
"Kurtarın n'olur!.."
Allâh-u Teâla'dan başka kurtarıcınız var mıdır ki sizi kurtarsın?
Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslüman olarak al. [7]
Amin.
[1] Bakara 2/155[2] Tevbe 9/111[3] Ankebût 20/2[4] Künuzü'l-Hakayık, Deylemi[5] Enfal 8/46[6] Al-i İmra 3/146[7] A'raf 7/126

01 Ağustos 2008 Cuma 08:54 tarihinde saadet kıyak yazdı:

















***Hayırlı Cumalar...***















Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;
seher soluklu Cuma…
Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…
Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…
Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;
her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…
Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…
Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…
Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…
Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…
Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;
Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…
Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…
Latif ve Alim olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma'yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize "Cuma Yamaçları" nasip etsin...
Hayırlı Cumalar...


Hüseyin BAYHAN
















31 Temmuz 2008 Perşembe

İlahi buyruk böyleydi


İlahi buyruk böyleydi; İnin oradan Adem ve Havva ile geldik asil diyardan Şeytan dedik, sınav dedik,gurbet dedik,İblis bile anladı da bir insan anlamadı bizi Bin yıl anlattık belki anlar diye,yeniden kurduk dünyayı , bindik gemiye Sel dedik, tufan dedik, Nuh dedik,sular bile anladı da bir insan anlamadı bizi Dolaştık durduk Ortadoğunun çöllerinde, put kırdık bayramın orta yerinde Hacer dedik, İsmail dedik, İbrahim dedik,ateş bile anladı da bir insan anlamadı bizi Yusufla çıktık ortaya Mısırdan, Ademin ruhunu üfledik zindandan Züleyha dedik, rüya dedik, hazine dedik, kuyular bile anladı da bir insan anlamadı bizi Kırk bin köleyle denize sürdük atımızı,kırk yıl çöllerde aradık andımızı Tur dedik, asa dedik, Musa dedik, denizler bile anladı da bir insan anlamdı bizi Kölelere yalvardık yedi kuşak, dost aradık bucak bucak Sofra dedik, mihrap dedik, Zekkeriya dedik, ağaç kovukları bile anladı da bir insan anlamadı bizi Süleymanla taht kurduk Kudüse, karıncaya sorduk içini döktü bize Baston kuruttuk, Belkısı çağırdık, hüdhüd dedik,kuşlar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Daha bebekken konuştuk, çaredir sandık, 12 dostla karanlığı sıvadık Ruh dedik, Meryem dedik, İsa dedik, çarmıhlar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Güneşe yol aradık çoluk çocuk, çok yangınlar söndürdü bu soluk Ashab-ı Kehf ile yine onu sorduk, Ölüm dedik, düğün dedik, koç dedik, alevler bile anladı da bir insan anlamadı bizi Şehre çıktık yedi gençle, yine başkaldırdık Ashab-ı Kehfle İlah dedik, Rab dedik, en büyük dedik, mağaralar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Dağda koyun güdüyordu Ahmed, mağarada oku dedi ona Es-Samed Kalemle yazdık, kitabı okuduk, yeniden bismillah dedik, çobanlar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Aba altında titriyordu büyük adam, dosta açıldı ilk yürek ve gam, feda olsun sana anam ve baba Haticeyle tutuştuk,Aliyle çoğaldık, namaz dedik, din dedik, obalar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Gezindik ağıllarda, gölgelendik ağaçlarda, Erkama gizlendik, Safaya çıktık Bağırdık Ukazda, imza ile tebşir ettik, tevhid dedik, paszarlar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Çadır çadır gezdik çölleri, terk ettik arka kapıdan nice illeri Gifara girdik, Ebu Zer dedik,yol kesene insaf dedik,eşkıyalar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Ne söylüyorsan doğrudur dedi bir adam, ışığın yüreğinle saçılsın işte küçük adam Sana canım feda bırak beni soksun yılan, mağaradan mehtabı seyrediyordu ışık adam Dost dedik, kafi dedik, örümcekler bile anladı da bir insan anlamadı bizi Bir evde kırk kişiyle basıldık, gelene kalsa kalacaktık,sarsıldı adem ben de sizdenim artık Ömerle dirildik, Kabeye yürüdük, Allahu Ekber dedik, sokaklar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Anlamadılar bizi, ne ev kaldı, ne ocak, çıktık yola ancak hesap sorulacak Yurt dedik, hicret dedik, devlet dedik, çöller bile anladı da bir insan anlamadı bizi Şarkılar nağme oldu,üzerimize ay doğdu, beklemedik bize bir hal oldu, şehre sığmadık Biz geldik, kardeş dedik, Ensar dedik, develer bile anladı da bir insan anlamadı bizi Bölüştük ne varsa ekmeği aşı, harç yaptık şehre sevgiyi barışı, bağrımızdan çıktı Bilalin haykırışı Hayyealesselah dedik, hayyealelfelah dedik,hançerler bile anladı da bir insan anlamdı bizi Üç yüz on iki kişiyle ovaya çıktık, yenilsek belki bir daha olmayacaktık O gün toprağı titrettik Lehül mülk dedik, kılıçlar bile anladı da bir insan anlamadı bizi Bu yıl Mekkedeyiz dedi peygamber, kalktık bir kere ya kılıç ya zafer Dört koldan girdik şehre birer birer ,bir asa devirdi putları teker teker Kabe bizim işte devrim, La ilahe illallah lehül hamd dedik,taş heykeller bile anladı da bir insan anlamadı Bilmiyorum belki bir daha çıkamam buraya, işte sırtım hakkı olan gelsin almaya Hazırlan dedi Cibril, karardı mehtap, geride birkaç kap ve bir kitap Hayır gidemezsin, kim gitti derse vurun Heyyula Yemuddur yaşayan yerinize oturun Refiki ala dedik, alemlere rahmet dedik, kara toprak anladı da bir insan anlamadı bizi İşte bilekler, işte yürekler,bir de anam ve atam, çaharyer güzin dost oldu dört güzel adam Ebu Bekir dedik, Ömer dedik, Ali dedik, Osman dedik, taş yürekler bile anladı da bir insan anlamadı bizi Düştü sahraya susuz Hüseyin, çatladı toprak, sızladı Ruhul-Emin Yine kalktık ayağa, Yol dedik, sünnet dedik, ayyaşa haram, dalkavuğa onur dedik,Su su dedik, Kerbela bile anladı da bir insan anlamadı bizi
-- BATTAL ÖZ

Mutluluğun formülü 40 ayette saklı..




















Mutluluğun formülü 40 ayette saklı..


İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana 'off' bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme

Gürkan Çelebi, 'Vahiyden Kalbe' adlı kitabından...

YORUMSUZ

30 Temmuz 2008 Çarşamba

İlham Veren Fikirler




















- Öfke, dilin beyinden hızlı çalıştığı bir tek durumdur.

- Geçmişi değiştiremezsin. Ama gelecek hakkında endişelenerek yaşadığın günü berbat edebilirsin.

- Sev. Sevileceksin.

- Allah, tercihi Kendisine bırakanlara en iyisini verir.

- Bütün insanlar aynı dilde gülümser.

- Herkesin sevilmeye ihtiyacı vardır. Bilhassa hak etmeyenlerin.

- Bir insanın serveti, ebediyete ne kadar harcadığıyla ölçülür.

- Gülümseme Allah'ın nurunun yansımasıdır.

- Herkesin bir güzelliği vardır. Ama herkes onu göremez.

- Ebeveynler, çocuklarına öğrettiği şekilde yaşarlarsa öğretebilmiş olurlar.

- Elindekiler için Allah'a şükret. Elde etmek istediklerin için de Allah'a güven.

- Kalbini dünün üzüntüleri, yarının endişeleri ile doldurursan, şükredeceğin bugünün olmaz.

- Bugün alacağın karar, yarın etkili olacaktır.

- Gülmeye de vakit ayır. Gülmek ruhun müziğidir.

- Sevgi, karşıtlıklara rağmen birlikteliğe devam etmekle güçlenir.

- Keskin balta kemik kırar. Keskin kelime kalbi.

- Bir zorluğun üstesinden gelmenin sadece bir yolu vardır: onun üzerine gitmek.

- Başımıza gelenleri itirazsız kabul ediyorsak, onun için şükretmeliyiz.

- Sevgi, ne kadar çok kişiye bölersek bölelim, azalmayan tek şeydir.

- Mutluluk henüz sahip olmadığın diğer şeylerle artar, ama onlara ihtiyacı yoktur.

- Birine kızgınlıkla geçirdiğin her saat, bir daha ele geçiremeyeğin 60 mutlu dakikadır.

- Nerede, nasıl ve kime denk gelirse, nasıl yapabiliyorsan öyle yardım et.