17 Şubat 2009 Salı

Gerçek Sevgiliyi ne kadar arıyoruz?


İnsan bir tercih yapmak zorundadır: Gerçek Sevgilisini mi arıyor, yoksa fânî ve geçici sevgilisini mi? Arada uçurumlar var.
Gerçek Sevgilimiz biz farkında olsak da, olmasak da bizi seviyor ve bizi her gün nimet ve hayat hediyelerine boğuyor.
Gerçek Sevgilimizin bir defa bile vefâsızlığı görülmüş değil. Gerçek Sevgilimiz kötü günümüzde bizi terk eden birisi değil.
Gerçek Sevgilimiz hayatta da, ölümde de bizimle berâber.
Gerçek Sevgilimiz bizim onu sevdiğimizden çok daha fazla bizi seviyor!
Gerçek Sevgilimiz, biz O'nu unutalım, unutmayalım; bizi unutmuyor.
Gerçek Sevgilimiz, bir günde defalarca kalbimizi yokluyor, defalarca iç dünyamıza nazar ediyor, bizi bizden çok daha iyi biliyor ve çok daha iyi seviyor, kalbimize bizden daha yakındır ve biz, insanlık olarak hepimiz, istesek de istemesek de, hızla O'na doğru gidiyoruz!1 O bize şah damarımızdan daha yakındır.2 Yunus bu kavuşmayı Cennet'ten çok istiyor. Mevlânâ bu kavuşmaya şeb-i ârûs diyor.
Gerçek Sevgilimiz hiçbir zaman bize uzak olmadı, hiçbir zaman uzak olmayacak!
Hiçbir zaman bizi aldatmadı, hiçbir zaman aldatmayacak!
Hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, bırakmayacak!
Hiçbir zaman bizi terk etmedi, terk etmeyecek!
Hiçbir zaman bize vefâsızlık yapmadı, yapmayacak!
Hiçbir zaman bizi nazarından düşürmedi, düşürmeyecek!
Hiçbir zaman bizim kalbimizi reddetmedi, reddetmeyecek!
Hiçbir zaman bizim gönlümüzü incitmedi, incitmeyecek!
Hiçbir zaman bizim sevgimizi yetersiz bulmadı, yetersiz bulmayacak!
Hiçbir zaman bizim kusurumuzu çok görmedi, çok görmeyecek!
Hiçbir zaman bizim–eksiğimizle, kusurumuzla—O'nu isteyişimizi ve O'na yönelişimizi geri çevirmedi, geri çevirmeyecek!
Hiçbir zaman bizi kapısından kovmadı, kovmayacak!
Hiçbir zaman ellerimizi boş göndermedi, boş göndermeyecek! Ve her defasında vefâsızlık, sevgisizlik, kabalık, küstahlık, nezâketsizlik, hatâ üstüne hatâ, kusur üstüne kusur bizde; sonsuz vefâ, sonsuz sevgi, sonsuz yumuşaklık, sonsuz iyilik, sonsuz nezâket, sonsuz hatâsızlık ve sonsuz kusursuzluk O'nda oldu. Defalarca O bizi affediyor, bizi bağışlıyor, hatâlarımızı yok sayıyor, kusurlarımızı görmüyor, eksikliklerimizi hoş görüyor, biz O'na bir adım yaklaştığımızda O bize koşarak geliyor,
—Peygamber Efendimiz'in (asm) müjdesiyle—biz O'nun için bir damla göz yaşı döktüğümüzde O bize artık gam, keder ve hüzün yüzü göstermiyor3, biz O'ndan az çok korktuğumuzda O bizi bütün korktuklarımızdan emin kılıyor, biz iyi kötü O'nu istediğimizde O bütün endîşelerimizi gideriyor, biz kırık dökük O'na yöneldiğimizde O kalbimizin gelecekle ilgili bütün meraklarını sevgisiyle ümide çeviriyor, biz yarım yamalak O'nu sevdiğimizde O bütün geleceğimizi saadet çiçekleriyle donatıyor. Gerçek Sevgilimiz dünümüze hâkim, bu günümüze hâkim, yarınımıza hâkim.
Gerçek Sevgilimizden ne istersek isteyelim; veremeyeceği hiçbir şey yok! Ne dilersek dileyelim; reddettiği hiçbir istek yok! Ne arzu edersek edelim; boş çevirdiği hiçbir el yok! Lütuf O'nun, ikrâm O'nun, ihsan O'nun, merhamet O'nun, nimetler O'nun, güzellikler O'nun, bize tattırdığı lezzetler O'nun, bize yaşattığı hayat O'nun, bize bağışladığı bütün sevdiklerimiz O'nun, bizim âşık olduğumuz bütün sevgililerimiz O'nun, bizim sevgilimize götürdüğümüz bütün çiçekler O'nun! Çiçekler O'nun ikrâmı... Mutluluklar O'nun ihsanı... Sevgiler O'nun lütfu... Sevgililer O'nun hediyesi...
Ama ne yazık ki, insan şükürsüz, insan teşekkürsüz, insan kadir kıymet bilmez, insan sağır davranıyor. Oysa Gerçek Sevgiliyi buluverse insan asla üzülmeyecek, asla keder yüzü görmeyecek, asla efkârlanmayacak ve kâinâtın aşk ve sevgi ritmine ayak uyduracak, gerçek saadeti ve sonsuz mutluluğu yakalayacaktır! Kimdir o Gerçek Sevgili? Allah'tan başka kim olabilir? Öyle ki, Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle, her bir isminde binler ihsan defineleri bulunan, bütün sevdiklerimizi sonsuz ihsanlarıyla mutlu eden, binler iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan, bin bir isminde bütün güzellik tabakaları gizli bulunan ve Celâl sahibi bir Güzel ve Kemâl sahibi bir Sevgili olarak Kendi Yüce Zâtını bize tanıtan Allah, sonsuz derece aşk ve muhabbete lâyıktır! Bütün kâinât O'nun aşk ve muhabbetiyle mest olmuş ve kendinden geçmiştir!4 Öyleyse insan, Allah'ın hakkı olan sevgi duygusunu mahlûkâta dağıtmamalıdır. Çünkü mahlûkât fânîdir. Oysa o mahlûkâtın üzerinde birer sevgi tomurcuğu halinde gülümseyen nakışlar ve işlemeler Allah'ın bin bir isminin izlerini taşımaktadırlar. Yalnızca Rahmân ismine bir bakalım ki, Cennet bir cilvesi, ebedî saadet bir pırıltısı, dünyadaki bütün lezzetler, rızıklar, nimetler, sevgiler ve sevgililer sadece bir damlasıdır!5 Senin kendini, sevgilini ve bütün sevdiklerini yok olmaktan kurtaran ve hayat üstüne hayat bahşeden, mutluluklar üstüne mutluluklara boğan Allah'ın Rahmân ve Rahîm isimleri elbette sonsuz derece sevilmeye ve aşka lâyıktırlar.6 Öyleyse Allah'ın dışındaki bütün sevgilileri muhakkak Allah için sevmeli, Allah için olmayan sevgileri derhal terk etmeliyiz. Gerçek Sevgili bize hiç de uzak değildir! O'nu ne kadar arıyoruz? Bu gün bilmem ama; yarın ne kadar arayacağız? Hep O'nu arayacağız! Yalnız O'nu! Dualara vesile olması hasebiyle gönderilmiştir.
SELÂM ve DUA (Hasan Sami Pala)
Dipnotlar: 1- Enfâl Sûresi: 24 2- Kaf Sûresi: 16 3- Câmiü's-Sağîr, 4/1336 4- Sözler, s. 571 5- Sözler, s. 582 6- Sözler, s. 584

6 Şubat 2009 Cuma

NAMAZ AYNADIR

NAMAZ AYNADIR
Namaz; insanın, dünya Surecinde hangi hayat şeklini, tercih ettiğini gösterir. Çünkü namaz kılan bir insan, namazı ile âlemlerin Rabbi'ne teslim olduğunu anlatır. Namaz, tüm çerçevesi ile tamamen bunu ifade eder. Niyeti, kıblesi, kıyamı, rükûsu, secdesi, sözü, özü... Her ayrıntıda biat, tasdik ve itaat vardır. Teslimiyet biatı, iman tasdiki, hayat itaati gösterir. Namaz, tüm bunların özetidir. Her insanın namazı, o insanın hayatını yansıtır. Namazdan anladığı ne ise, o insanın hayat felsefesi de odur. O insanın hayat felsefesi ne ise, namazı da odur. Ama önemli bir nokta var. Mademki namaz Allah'ımızın emri, namaza bakış açımız da Allah'ımızın dediği gibi olmalıdır. Öyle gelişigüzel algılama yoluna giremeyiz. Bakınız Rabbimiz namazı nasıl algılamamız gerektiğini ayeti kerimeler de şöyle buyuruyor.
Mearic Suresi/31–35 " … Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir. Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir. Onlar namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir. İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir." Demek ki namaz kılan bir insan hayatı böyle algılaması gerekiyor. Namazı dosdoğru kıl demedeki hikmette bu olmalı… Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (as) "namaz, dinin direğidir. Kim onu ayakta tutarsa, dinini ayakta tutmuş olur. Kim onu terk ederse, dinini yıkmış olur." Diyor. Dinimizi ayakta tutmanın yolu, namaz kılmak, ama dosdoğru bir namaz kılmaktır. Mearic ve diğer Sureler üzerinde yoğunlaşarak iman ve hayat üzere bir namaz… Bazen namaz kıldıkları halde, kaybedenler de var. Çünkü onlar namazı sadece şekil olarak varsaymışlar. Nisa Suresi/142 "Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar." Bunlar, düşünceleri imana göre olmayan
insanların namazıdır. Dolayısıyla bu insanların bu havası namazlarına da aksediyor. Hayatlarındaki temel prensipleri Allah'a göre düzenlemeyen insanların namazı da nifak üzere… Başka bir ayette de şöyle buyruluyor. Tevbe Suresi/54 "onların infaklarının kabul edilmesini engelleyen şey (onların) Allah'ı ve Resulünü tanımamaları, namaza ancak isteksizce (üşene üşene) gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken (istemeye istemeye) infak etmeleridir. Hayatlarını Allah'a göre yorumlayan insanlar ise, inandıkları gibi yaşadıkları üzere namazlarını kılarlar, namazları da bunun göstergesi olur. Müminin Suresi/1–5 " müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş şeylerden yüz çevirirler. …"
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) " insanların hırsızlık bakımından en kötüsü namazından çalanlardır." Diyor. Çevresindekiler "bir insan namazından nasıl hırsızlık yapar." dediler. Resulullah(sas) "Namazın rükû ve secdesini tam yapmamak suretiyle." diye cevap verir. Öncelikle rükû ve secde ne manaya geliyor. Bunu düşünmemiz gerekir. Rükû ve secde özet manasıyla Allah'ımıza eğilmek, O'nun her dediğini kabul etmek ve bu emirlere göre yaşamaya söz vermektir. Bir insan Allah'a verdiği sözünde durmuyorsa saatlerce rükû ve secdeden başını hiç kaldırmasa ne olacak? Rükû ve secdesi bir anlam taşımaz. İnsanı diğer canlılardan ayıran tek fark, iradesidir. Bir insan iradesini, Rabbinin iradesine bağlamıyorsa, o insanı Allah'a bağlayan nedir? İnsan iman ile başını eğerek, secdeye vararak Allah'a iradesini bağladığını, O'na göre düşüneceğini, yaşayacağını göstermeli... Hayatı ile de sözünün arkasında olduğunu ispatlamalı. O halde namaz kılmayanlar ne sembolik olarak, ne de pratik olarak bu kararı göstermiş olmazlar. Namaz, ilahi kararlar üzerine kurulmasının yanı sıra, şekilden de kurtarılmalı. Örneğin namazda saf saf durmak önemli... Öyle ki omuzlar birbirine değmeli… Neden? Bunun altında mümin kardeşliği ve işbirliği olmasın. Yürekler hep aynı şekilde çarparken, tek tek veya ayrı ayrı namaz kılmak niye... Ya da İslam kardeşliği suiistimal edilerek namazda omuz omuza değmenin anlamı nedir? Başka bir örnek verelim. Namazlarda ön saflarda durmak daha efdal. Neden? Kim önce gelirse o, öne geçecek. Amaç Allah'ımızın davetine en hızlı bir şekilde icabeti göstermektir. Diyelim hızla namaz pozisyonuna geçiyoruz. Allah'ımızın diğer emirlerine de hızla icabet ediyorsak, demek ki namazdaki mesajı anlamışız demektir. İkinci önemli noktada namazların şekilden kurtarılması olmalıdır. Böylece bizler namazları diriltirken, namazlar da bizleri diriltecek. Artık namazlar olumlu değişimlere lokomotif olacak. Namazlarımızın farkında olursak, namaz sırasında verdiğimiz ahitleri hatırlamış olacağız. Artık hayatın aktif öznesi olacağız. Namaz, bizi isyana sürükleyecek her türlü kötülüklerden alıkoyacak. Ve bize emanet edilen halifelik bilincine ulaşmış olacağız. Ankebut Suresi/45 " (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor."
Ankebut Suresi/2–3 "İnsanlar, "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. Namazları zinde tutabilmek için kendimizi denetlemeliyiz. Örneğin, hiç düşündünüz mü? Farz namazların yanında fazladan namaz kılmaya neden teşvik ediliyoruz. Gece veya gündüz çok çeşitli nafile namazlar var. Neden bu kadar çok rükû ve secdeye çağrılıyoruz. Bunun altında birçok hikmetlerin yanı sıra şu var sanırım. Çok secdeler, çok rükûlar ve çok kıyamlar bizi bize çağırır. Kendimize çok telkinler vererek dikkatimizi yaratılış amacımıza, ahitlerimize ve kimliğimize çekmek ister. Biliyoruz ki çok hatırlatma insanı uyanık tutar. Dikkatimizin dağılmasını engeller. O halde bizde bu fırsatları kaçırmayalım. Bilincinde olarak namazlarımızı artıralım. Ölümün bir gerçek olduğunu unutmadan, her namazımız sanki son namazımızmış gibi kılar isek de, sanırım kendimizde ruhsal hareketliliği sağlamış oluruz. İnsanların donuk namaz kılmasının en önemli sebeplerinden birisi de duruşlarını ve söylediklerinin ne manaya geldiklerini bilmemeleridir. O halde kendimize bir plan yapalım. Öncelikle Rabbimizin namaz ile ilgili buyurduğu ayetleri bir toplayalım. Bakalım Rabbimiz namaz üzerinde hangi konulara değinmiş. Bu ayetlerde ne gibi mesajlar var. İkincisi peygamberimiz nasıl namaz kılıyormuş. Onun tavsiyeleri nelerdir? Üçüncüsü namaz ile ilgili kaç kitap okuduk. O kitaplar da ne güzel çalışmalar derlenmiş. Bilincimizi uyandıracak ne güzel örneklemeler vardır, kim bilir, değil mi? Dördüncüsü lütfen Müslümanlarla bağımızı koparmayalım. Onlardan bize gelecek pozitif enerjileri kaçırmayalım. Unutmayalım, ancak inananlar, insanların günah işlemesini istemezler. Bu yüzden bize sadece iyiliği tavsiye ederler. Düşünsenize inananlardan başka kim bizim günahımızı umursuyor?




• Günde 40 rek'at namaz kılıyoruz. Bu 40 rek'atın 17'si farz, 3'ü vâcib, 20'si sünnettir.• Bir senede 14.600 rek'at namaz kılıyoruz.
• Ramazan'da 600 rek'at teravih namazı kılıyoruz.
• Toplam bir yılda 15.200 rek'at namaz kılmış oluyoruz
.• Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktinde kılınan duha namazı, gece kılınan teheccüd namazı gibi nâfile namazlar 15.200 rek'at sayısı dışındadır. Namaz kılan bir mü'min bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç düşündünüz mü Gelin orta lama bir rakam çıkaralım: Namaz kılan bir mü'min bir günde en az
– 40 def'a Besmele çekiyor.
– 40 def'a Fatiha sûresini okuyor.
– 80 def'a Rabb'imizin er-Rahman ismini söylüyor.
– 80 def'a er-Rahim ismini söylüyor.
– 213 def'a Allah-u Ekber diyor.
– 120 def'a Sübhane Rabb'iye'l-Azim, diyor.
– 240 def'a Sübhane Rabbiye'l-Âlâ, diyor.
– 15 def'a Sübhaneke duâsını okuyor.
– 40 def'a Semi Allahu limen hamideh diyor.
– 40 def'a Rabbena ve leke'l-hamd diyor.
– 40 def'a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor.
– 33 def'a Zamm-ı Sûre okuyor.
– 21 def'a Ettahiyyatü'yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor.
– 21 def'a Kelime-i Şehadet'i söylüyor.
– 26 def'a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm veriyor.
– 13 def'a Allahümme ente's-Selâmü ve Minke's-Sel âmu Tebârekte ya Zelcelâli ve'l-ikrâm, diyor.
– 13 def'a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor.
– 13 def'a Rabbenâğfirli, duâsını okuyor.
– 15 def'a Allahümme Salli selâvatını okuyor.
– 15 def'a Allahümme bârik selavatını okuyor.
– 15 def'a Euzübillâhimineşşeytânirrâcîym diyerek şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyor. Bu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır. 60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü'minin yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın bakalım, ne çıkacak karşınıza.
Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin...

netten alıntıdır...

19 Ocak 2009 Pazartesi

RACHEL




RACHEL

Koca koca gökdelenler, geniş caddeler, türlü türlü eğlence yerleri, parklar, bahçeler.

Geceleri adeta dans eden rengarenk ışıklar, parıltılar.

Çeşit çeşit içecekler kolalar, pepsiler, çeşit çeşit yiyecekler , cipsler, burgerler.

Rüyalar ülkesi, insanların hayallerini süsleyen ülke, milyonların gitmek için can attığı, özgürlük ülkesi Amerika.

Gazete ve televizyonlar bize böyle anlatıyor, bizde böyle biliyor böyle tanıyoruz.

Gencecik henüz 23 yaşında hayatının baharında olan Rachel, böyle bir ülkeyi ve tüm sevdiklerini bırakıp, kuru ekmeğin, içmek için suyun bile zor bulunduğu bir ülkeye, tankların palet sesleri, top sesleri, silah seslerinin durmadığı ülkeye Filistin'e geliyor. Niçin? Yapılması gerekeni milyonlarca Müslüman'ın yapmadığı için, çocukların anne ve babasız kalmaması için, anne ve babaların çocuklarının ölmemesi için, ailelerin evsiz barksız kalmaması için, savaşın değil barışın olması için, göz yaşlarının akmaması için.

Daha doğrusu İNSANLIK için.

Bir röportajında bu çocukların evleri yıkılmış, top ve silah sesleriyle büyüyorlar, hepsinin ailesinden birkaç kişi ölmüş, acı çekiyorlar.

Bu çocuklar için elimden gelen her şeyi yapacağım, diyordu Rachel. Zalimin zulmü devam ediyordu.

İsrailli Yahudiler, yıllardır yaptıkları zulme yenisini katmak için, dozerlerini çalıştırmışlar Filistinlilerin evlerini yıkmaya gidiyorlardı.

Rachel , bu zulmü önleyebilmek için, elinde megafon, üzerinde fark edilmemesi imkansız kırmızı bir elbise, dozerin önüne geçiyor.

İsrailli Yahudi tonlarca ağırlıktaki dozeri Rachel'in üzerine sürüyor. Rachel dozer paletlerinin altında kalıyor. Bununla yetinmeyen, kalbi bu metal yığınından daha da katı olan Yahudi geri gelip genç bedenin üzerinden bir daha geçiyor.

Her gün kan karışan Filistin topraklarına Rachel'in kanıda karışıyor. "Filistinli çocuklar için elimden gelini yapacağım" dedi ve hayatını verdi.

Ruhun şad olsun, melek yüzlü gül insan.

Dilerim Allah'tan cennetin en güzel mekanlarında yerin olsun.

Renklerin, ırkların, malın mülkün değil insanlığın önemli olduğunu birde sen anlattın bizlere.

Zalimlerin, zorbaların, savaşların ve kötü insanların bolca yer aldığı gazete ve televizyon ekranlarında çok yer bulamasan da, insan olan insanların kalbinde taht kurdun.

Dünyada iyinin ve kötünün savaşı sürüyor, şu an güç Bush, Olmert gibi emperyalist ve Siyonistlerin elinde olsa da mutlaka iyi ve adil insanların eline geçecek.

Hüseyin Bayhan










Filistin davası için hayatını feda eden Amerikalı

OLYMPIA/ Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie, bir Filistinlinin evini yıkmasını engellemeye çalıştığı İsrail buldozerinin altında ezilerek hayatını kaybetti.
Görgü tanıklarına göre 23 yaşındaki Corrie, Gazze kentinde Filistinli bir doktorun evini yıkmaya çalışan İsrail ordusuna ait buldozeri engellemeye çalışırken düşünce, buldozer önce genç kadının üstünden geçti, sonra geri giderek onu tamamen ezdi.
İsrail ordusu olayın bir kaza olduğunu açıklarken, ABD Dışişleri Bakanlığı tam bir soruşturma istedi.
Uluslararası Dayanışma Hareketi adlı bir uluslararası barış eylemcisi grubun üyesi olan Corrie, daha önce ülkesine gönderdiği bir elektronik posta mesajında, 14 Şubat’ta yine Filistinlilerin evini yıkmaya çalışan bir İsrail buldozerine karşı yaptıkları eylem sırasında buldozerin kendilerini nasıl zorla geriye ittiğini ve uluslararası barış eylemcilerinin içine sığındıkları evin duvarını nasıl yıktığını anlatmıştı. (a.a)


18 Ocak 2009 Pazar

AN'I YAŞAMAK


Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan...
Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür.
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bu gündür !...
alıntı

12 Ocak 2009 Pazartesi

İnsanlar doğasını yaşar...


*Akrep*
*Hintli bir adam suda bata cika ilerlemeye calisan bir akrep gorur. **Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir ama akrep onu sokar. * *Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya calisir ama akrep onu tekrar sokar.*
*Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi kurtarmaya calismaktan vazgecmesini soyler. Ama Hintli adam soyle der:**
"Sokmak akrebin dogasinda vardir. Benim dogamda ise sevmek var.
* *Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten vazgeceyim?" *
*Sevmekten vazgecmeyin.
Iyiliginizden vazgecmeyin.
* *Etrafinizdaki insanlar sizi soksalar da *

8 Ocak 2009 Perşembe

Kuran-ı Kerimdeki Son On Sure



Kuran-ı Kerimdeki Son On Sure

Kuranın Mushaf sırasına göre dizilişini ele alırsak, bu sureyle birlikte Kuran sona eriyor. Özellikle Kuranın sonuna yerleştirilen ve 'son on sure' olarak bilinip yaygın olarak ezberlenen bu sureler böylesi dizilişleri ile Kuranı esaslı bir mesajla sona erdirmektedir. Birçok müfessirin bu surelerin birbirinin devamı olduğunu söylemesinden de ilhamla 'Fil' suresinden 'Nas' suresine kadar 'on surede on mesaj' şöyle özetlenebilir.


1. Allah, Kabeyi bir Allah ve insanlık anıtı ( zikra ) yapmak istemekte ve bunun için üzerine titremektedir. ( Fil Suresi )



2. Bu anıtın etrafında insanlığın toplanmasını istemektedir. Bu iş için birleştirecek ve toplayacak ( teqarruş ) öncü bir güç ( Kureyş ) gerekmektedir. Yani artık her çağda birleştirip toplayan kimse, Kureyş o olacaktır. ( Kureyş Suresi )



3. Bu öncü güç, dini ( yolu ) yalanlayanlarla mücadele etmeli, öksüzlere sahip çıkmalı, yoksulların sesi, kimsesizlerin kimsesi olmalıdır. Gösteriş dindarlığından uzak durmalı, yüreğini ortaya koymalıdır. ( Maun Suresi )



4. Eğer böyle yaparlarsa Allahın bol nimetleri ( Kevser ) üzerlerine yağacak, başlangıç da az da olsalar kısa sürede milyonların peşlerinden geldiğini göreceklerdir. ( Kevser Suresi )



5. İşe, çağın egemen paradigmalarına ( değerler dizisi ) esastan karşı çıkarak, insanlığın vicdanını harekete geçirerek başlamalı ve egemenlerle asla uzlaşmamalıdırlar. Sizin dininiz size, bizimkisi bize demelidirler. ( Kafirun Suresi )



6. Egemen güçlere, para babalarına, dünyayı yöneten tefeci bezirgân takımına doğrudan karşı çıkmalıdırlar. Onların ahtapot gibi dünyanın her yanına yayılmış ellerini kesmeli, kurutmalıdırlar. ( Ebu Leheb Suresi )



7. Eğer böyle yaparlarsa Allah onlarla birlikte olacak, kısa sürede insanların bu yola kitleler halinde girdiklerini göreceklerdir. Allah insanlığın gönüllerini onlara açacaktır. Bu durumda bile yapmaları gereken hamd ile tesbihtir. ( Nasr Suresi )



8. Zira nihai amaç Allahın birliğini ( Tevhid ) ve bütünlüğünü ( Samed ), insanlığın barış içinde birlikte yaşaması ( adalet ), insanoğlunun kula kulluktan kurtarılması ( özgürlük ) davasıdır. ( Tevhid / İhlâs Suresi )



9. Bu amaç dünyanın bir köşesinde nispeten gerçekleşmiş olsa bile iş bitmemektedir. Kötü niyetli kişilere, hile, desise, entrika ve planlara karşı dikkatli olunmalı; para, makam, mevki, şan, şöhret, altın, kadın vs. nefisleri kışkırtan her tür cazibenin vereceği zarardan, kıskançlık ateşiyle yanıp tutuşanların kem gözlerinden Allaha sığınılmalı, onun yolunda bıkmadan, usanmadan yürünmelidir. ( Felak Suresi )



10. İnsanlar üzerinde Rablik, İlahlık ve Meliklik taslayanların Allahın özgür ve eşit insanlarını kullaştırmaya / köleleştirmeye kalkmalarına izin verilmemelidir. Hiçbir kişiye, sınıfa, guruba, aileye, hanedana, zümreye, ırka, etnik kökene ayrıcalık tanımadan Allahın en-nas'da ( millet, ümmet, halk ) tecelli edecek olan egemenliği tesis edilmelidir. Kimse kimseye tanrılık kalkışmamalıdır. Bin bir emekle kurulan tevhidin, adaletin ve özgürlüğün toplumun her türünden fitne, fesat, dedikodu, fiskos ve fısıltıyla sarsılmasına ve istikrarın bozulmasına izin verilmemelidir. Bunlardan bizzat ve bilfiil uzak durulmalıdır. Görünür, görünmez tüm şer odaklarına karşı uyanık olunmalıdır… Ondan geldik, onun ile yaşıyoruz ve ona gideceğiz. ( Nas Suresi )



Yaşayan Kuran Türkçe Meal ve Tefsir / Recep İhsan Eliaçık

1 Ocak 2009 Perşembe

müzik