18 Ocak 2009 Pazar

AN'I YAŞAMAK


Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan...
Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür.
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bu gündür !...
alıntı

12 Ocak 2009 Pazartesi

İnsanlar doğasını yaşar...


*Akrep*
*Hintli bir adam suda bata cika ilerlemeye calisan bir akrep gorur. **Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir ama akrep onu sokar. * *Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya calisir ama akrep onu tekrar sokar.*
*Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi kurtarmaya calismaktan vazgecmesini soyler. Ama Hintli adam soyle der:**
"Sokmak akrebin dogasinda vardir. Benim dogamda ise sevmek var.
* *Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten vazgeceyim?" *
*Sevmekten vazgecmeyin.
Iyiliginizden vazgecmeyin.
* *Etrafinizdaki insanlar sizi soksalar da *

8 Ocak 2009 Perşembe

Kuran-ı Kerimdeki Son On Sure



Kuran-ı Kerimdeki Son On Sure

Kuranın Mushaf sırasına göre dizilişini ele alırsak, bu sureyle birlikte Kuran sona eriyor. Özellikle Kuranın sonuna yerleştirilen ve 'son on sure' olarak bilinip yaygın olarak ezberlenen bu sureler böylesi dizilişleri ile Kuranı esaslı bir mesajla sona erdirmektedir. Birçok müfessirin bu surelerin birbirinin devamı olduğunu söylemesinden de ilhamla 'Fil' suresinden 'Nas' suresine kadar 'on surede on mesaj' şöyle özetlenebilir.


1. Allah, Kabeyi bir Allah ve insanlık anıtı ( zikra ) yapmak istemekte ve bunun için üzerine titremektedir. ( Fil Suresi )



2. Bu anıtın etrafında insanlığın toplanmasını istemektedir. Bu iş için birleştirecek ve toplayacak ( teqarruş ) öncü bir güç ( Kureyş ) gerekmektedir. Yani artık her çağda birleştirip toplayan kimse, Kureyş o olacaktır. ( Kureyş Suresi )



3. Bu öncü güç, dini ( yolu ) yalanlayanlarla mücadele etmeli, öksüzlere sahip çıkmalı, yoksulların sesi, kimsesizlerin kimsesi olmalıdır. Gösteriş dindarlığından uzak durmalı, yüreğini ortaya koymalıdır. ( Maun Suresi )



4. Eğer böyle yaparlarsa Allahın bol nimetleri ( Kevser ) üzerlerine yağacak, başlangıç da az da olsalar kısa sürede milyonların peşlerinden geldiğini göreceklerdir. ( Kevser Suresi )



5. İşe, çağın egemen paradigmalarına ( değerler dizisi ) esastan karşı çıkarak, insanlığın vicdanını harekete geçirerek başlamalı ve egemenlerle asla uzlaşmamalıdırlar. Sizin dininiz size, bizimkisi bize demelidirler. ( Kafirun Suresi )



6. Egemen güçlere, para babalarına, dünyayı yöneten tefeci bezirgân takımına doğrudan karşı çıkmalıdırlar. Onların ahtapot gibi dünyanın her yanına yayılmış ellerini kesmeli, kurutmalıdırlar. ( Ebu Leheb Suresi )



7. Eğer böyle yaparlarsa Allah onlarla birlikte olacak, kısa sürede insanların bu yola kitleler halinde girdiklerini göreceklerdir. Allah insanlığın gönüllerini onlara açacaktır. Bu durumda bile yapmaları gereken hamd ile tesbihtir. ( Nasr Suresi )



8. Zira nihai amaç Allahın birliğini ( Tevhid ) ve bütünlüğünü ( Samed ), insanlığın barış içinde birlikte yaşaması ( adalet ), insanoğlunun kula kulluktan kurtarılması ( özgürlük ) davasıdır. ( Tevhid / İhlâs Suresi )



9. Bu amaç dünyanın bir köşesinde nispeten gerçekleşmiş olsa bile iş bitmemektedir. Kötü niyetli kişilere, hile, desise, entrika ve planlara karşı dikkatli olunmalı; para, makam, mevki, şan, şöhret, altın, kadın vs. nefisleri kışkırtan her tür cazibenin vereceği zarardan, kıskançlık ateşiyle yanıp tutuşanların kem gözlerinden Allaha sığınılmalı, onun yolunda bıkmadan, usanmadan yürünmelidir. ( Felak Suresi )



10. İnsanlar üzerinde Rablik, İlahlık ve Meliklik taslayanların Allahın özgür ve eşit insanlarını kullaştırmaya / köleleştirmeye kalkmalarına izin verilmemelidir. Hiçbir kişiye, sınıfa, guruba, aileye, hanedana, zümreye, ırka, etnik kökene ayrıcalık tanımadan Allahın en-nas'da ( millet, ümmet, halk ) tecelli edecek olan egemenliği tesis edilmelidir. Kimse kimseye tanrılık kalkışmamalıdır. Bin bir emekle kurulan tevhidin, adaletin ve özgürlüğün toplumun her türünden fitne, fesat, dedikodu, fiskos ve fısıltıyla sarsılmasına ve istikrarın bozulmasına izin verilmemelidir. Bunlardan bizzat ve bilfiil uzak durulmalıdır. Görünür, görünmez tüm şer odaklarına karşı uyanık olunmalıdır… Ondan geldik, onun ile yaşıyoruz ve ona gideceğiz. ( Nas Suresi )



Yaşayan Kuran Türkçe Meal ve Tefsir / Recep İhsan Eliaçık

1 Ocak 2009 Perşembe

müzik








16 Aralık 2008 Salı

***Ya Berr!***‏



Ya Berr!
Yoktum yokluğumun farkında değildim.
İyilik ettin var eyledin beni.
Anılmıyordum anılmaya değer değildim.
İyilik ettin insan eyledin beni.
Bilmiyordum bilmediğimi bilmiyordum.
İyilik ettin kendini bilir eyledin beni.
İnanmıyordum senin farkında değildim.
İyilik ettin inanlardan eyledin beni.
Kimsesizdim kendime dost arıyordum.
İyilik ettin dostun eyledin beni.
Yetimdim sahibimi arıyordum.
İyilik ettin rahmetine çağırdın beni.
Hatalıyım pişmanlık duyuyorum.
İyilik ettin kapına çağırdın beni.
Yüzüm yok kimseye yaranamıyorum.
İyilik ettin dergahına aldın beni.
Günahım çok senden utanıyorum.
İyilik ettin gufranına boğdun beni.
Senden iyilik istemeye ne hacet.
İstememi isteyişin zaten iyiliğin değil mi,
Senden istemeye ne hacet.
Vermek istemeseydin istemeyi vermezdin ki.
Ben sustum Ya Rab sen söyle iyiliğimi.
Senai Demirci




22 Kasım 2008 Cumartesi

İnsan VAV Şeklinde Doğar



İnsan VAV şeklinde doğar, Bir ara doğrulunca kendini ELİF
İnsan VAV şeklinde doğar, Bir ara doğrulunca kendini ELİF sanır
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası VAV'dadır, ELİF uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.
O yüzden Lafz-ı ilahi ELİF'le başlar. ELİF kainatın anahtarıdır, VAV kainattır.
Rabbi VAV gibi mütevazi olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü ELİF'te kalmıştır.
İbrahim ateşte VAV'dır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, VAV olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
VAV'ın ELİF'le münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengesi de o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.Evvelde ELİF'tir, bir ilahi nefesle ahirde VAV olur kainat.
Manayı bilmeyenler VAV diyemez VAV derler..Buna anlamca vaveyla denir.Yani VAV olamadıkları için feryad edenlerin halidir.
ELİF bir ağaç ve insan onun dalıdır.Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.
Her biri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. VAV olur o ağacın gölgesine sığınır.Ve ALLAH insana seslenir, Peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem VAV ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
"Sabır ve namazla ALLAH'tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O'na döneceklerini umanlar ve ALLAH'a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet: "Secde et, yaklaş!"
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.
Secde et, VAV ol, vay dememek için la şey olan insan her şey demek olan Rabbinin önünde…!
(Hakan Türkyılmaz'dan alıntıdır)

19 Kasım 2008 Çarşamba

sıkıntınız mı var? 5 dk.nızı ayırın...





Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi.


Yıkık, perişansınız.


Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz.


Çoğunluk size küsmüş gibi.


Yalnızsınız.


Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz.


Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor:


'Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı'(Duha-3)


Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin.


Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! ...


Bu ne büyük ferahlık değil mi?...


Başınızda ağır bir dert var.


Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor.


Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi.


İşte o an ayet yetişiyor imdada:


'Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var!


Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! '(İnşirah-5/6)


Garantiyi veren Allah !...


Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği 'mutlaka' ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor.


Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor.


Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş:


'Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş' Maddi sıkıntınız hat safhada.


Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz.


İflas ettiniz...


Sıfırı tükettiniz yani.


Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümit veriyor: '


Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allahdilerse lütfuyla sizi zengin kılar.


Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.' (Tevbe-28 )


Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü.


Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar.


Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz.


Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak sanki sahte davranmak gibi geliyor size.


Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak moral verebilesiniz.


Eyyub Nebi var Kuran'da...


Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş.


Onun hali size dayanak oluyor:


Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine şöyle nida etmişti:'


Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu!


Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun.' (Sad-41/43)


Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize.


Bir tutamak arıyorsunuz.


Ayet el veriyor size:


'Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır.


Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır.


Allah bilir, siz bilmezsiniz.' (Bakara-216)


Rabbimiz , Rasülümüz Muhammed(s.a.v) , Kitabımız Kuran , Yolumuz Sırat-ı Müstakim!... Bizden bahtiyarı yok dünyada! ...


Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim.


Bunu da kafadan söylemiyoruz, Kuran konuşuyor:Vel Akıbetü lil Muttakin (Kasas-83):


Akıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar, korunanlar, inanca sarılanlar) içindir!...--